Yazılar

Mastitis, yani meme yangısı bakterilerin meme kanalından içeri girmesi ile oluşur.

Ancak; keçilerdeki mastitis vakalarında memedeki yangı ile başka belirtilerin birlikte olup olmadığına bakmak şarttır. Ben kişisel olarak keçilerdeki mastitisleri iki bölüm altında görüyorum. Birincisi sadece memede görülen Mastitis, ikincisi başka belirtilerle birlikte görülen Mastitis. Başka hastalıkların belirtileri arasında görülen mastitis, birincisi gibi bakterilerin meme kanalından içeri girmesi ile oluşan mastitislere göre; çok daha farklı sebeplere dayanıyor.

Örneğin; Pasteurella Mastitislerinde oğlakların öksürüp öksürmediği mutlaka kontrol edilmelidir. Pasteurellalar meme başından içeri girerek keçilerde Mastitis oluştururlar. Ama; etken öksüren oğlakların annelerini emmesi esnasında bulaşır.

Mikoplazma ile ilgili mastitislerde Poliartrit (eklem yangıları) Pneumoni (zatürre), Encephalitis (beyin yangısı), Septisemi ve bazen Abortus (yavru atma) birlikte olabilir.

CAE (Caprine arthritis, encephalitis) adı verilen viral enfeksiyonda meme yangısı memenin sertleşmesi (Indurative Mastitis, Hard Udder) şeklinde karşımıza çıkar.

Kazeöz Lenfadenitiste memelerdeki lenf bezlerinde apse oluşabilir. Ektima olaylarında ise oğlakların ağızlarında yara olup, keçilerin memelerine bulaştığı vakaları görebiliriz.

Bunlar dışında keçilerin mastitisleri Klinik (görünen) Mastitis, Subklinik (gizli) Mastitis, Akut (şiddetli, ateşli ve öldürücü) Mastitis olarak ele alabiliriz. Gangrenli Mastitis ise keçiler için başlı başına ele alınacak bir konudur.

Keçilerde mastitise neden olabilecek mikroorganizmaları sayarsak; Stafilokoklar, Streptokoklar, Pseudomonas, E. coli, Serratia türleri, Nokardia, Klostridyum perfringens olarak listeleyebiliriz. Stafilokoklar ise Koagülaz negatif ve Koagülaz pozitifler olarak mastitis olgularında karşımıza çıkabilir.

Streptokokları, S. agalactiae, dysgalactiae, uberis olarak görebiliriz.

Bazen aşırı antibiyotik kullanılan durumlarda, maya ve mantarlar da işe karışır.

Memedeki apseli yumrular aklımıza Trueperella mikroorganizmasını getirir. 

Subklinik mastitislerin başlıca etkeni Staph. aureus’tur. Ayrıca Staph. aureus’u Gangrenli Mastitis etkenleri arasında da sayabiliriz.

Keçilerin meme yangılarında tedavi girişimlerinden önce Mastitisin başka hastalıkların belirtisi tarzında mı, yoksa memeye mikroorganizmaların meme başından girmesi ile oluşan Mastitis mi olduğunu anlamamız gerekir. Bunun içinde diğer belirtilere dikkat edilmelidir.

Bakterilerin meme başından girmemesi için en önem verilecek konu, tabii ki koruyucu hekimliktir. Buna rağmen bazı Mastitis olgularında tedaviye ihtiyaç duyulabilir. Laboratuvar teşhisi, kültür, antibiyotik duyarlılık testleri tedavi için en büyük yardımcımızdır.

Antibiyotiklerin bakterilere karşı etkilerinin giderek azalması, bakterilerin direnç kazanması gibi sorunlarla baş etmek üzere bilim insanlarının yapmış oldukları çalışmalar sonucu bioterapi uygulamaları ortaya çıkmıştır. Yaşayan organizmalarla tedavi anlamına gelen Bioterapi uygulamalarında Bacteriosinler keçi mastitislerinin tedavisinde denenmekte olup bilim insanları tarafından umutlu olarak nitelendirilmektedir. Bakteriler tarafından üretilen ve diğer bakterileri öldüren veya çoğalmalarını önleyen protein yapısındaki toksinler olarak açıklayabileceğimiz Bakteriosinler ileride tedavide kullanılabilecektir.

Koruyucu Hekimlik;

Aşısı olan kombine hastalıklar için aşılamalar ihmal edilmeden yapılmalıdır. Örneğin; Agalaksi aşısı, Pasteurella aşısı, Kazeöz Lenfadenitis aşısı gibi.

Sürüde CMT (Kaliforniya Mastitis Testi) testi sık sık kullanılmalı, sütün yoğunlaşması, kalınlaşması ile ilgili olarak durum gözlenmelidir. Somatik hücre sayımından yararlanmak yerinde olur. Fakat somatik hücre sayılarında inekler için olan rakamların keçilerde farklı olacağı bilinmelidir.

Keçi sütünde somatik hücre sayılarının artışına sebep olan daha çok epitel hücre ve sitoplazmik partikül söz konusudur. O yüzden somatik hücre sayımında 500 binin altındaki rakamlar sağlıklı, 500 bin ve 1 milyon arasındaki rakamlar sorunlu, 1 milyon üzerindeki rakamlar ise gerçekten hasta anlamına gelir.

Legal Limit (Yasal Sınır) ülkelerarası değişkenlik gösterir. CMT testi daha pratik olarak kullanılabilir.

Koruyucu önlemlerin başında kuru ve temiz barınaklar gelmektedir. Kalabalık ağıllar sorunu arttırır.

Sağım hijyeni, gençlerin önce sağılması, kuru dönem tedavisi, sürekli sorun çıkaran keçilerin sürüden ayrılması, meme ve meme başı yaralanmalarının derhal tedaviye alınması, daldırma solüsyonlarının kullanılması akla gelen diğer önlemlerdir. Islak zeminlerin kesinlikle mastitise yol açtığı bilinmeli, özellikle su yalaklarının çevresinde oluşabilecek ıslaklıklara dikkat edilmelidir.

Mastitisin doğumu takip eden günlerde yüksek oranda olmasını, bilim insanları Ketotik strese bağlamaktadır. Yapılan araştırmalar doğumdan sonra kan glikoz seviyelerinin düşük olması ile mastitis sayısı arasında bir ilişki olduğunu göstermiştir.

Besleme düzeyinin doğru olmasına özen gösterilmelidir.

Keçilerin ölümüne sebep olan hastalıkların yanı sıra, bazı hastalıklar vardır ki; süreğen (kronik) biçimde seyredip keçileri yavaş yavaş zayıflatırlar. Kuruma, tükenme, aşırı zayıflama şeklinde açıklayabileceğimiz bu tip hastalıkların başında Paratüberküloz gelir.

Paratüberküloz sığırların John Hastalığı olarak bilinse de aslında tüm geviş getirenlerde görülen kronik seyirli bir hastalıktır. Gençler hastalığa daha duyarlıdırlar.

Keçileri için için kurutan, zayıflatan, tüketen hastalıklarda ilk bakılacak konu hayvanlarda ishal olup olmadığıdır.

İshal, aralıklı ishal, kanlı ishal gibi belirtilerle seyreden hastalıklar gözden geçirilmelidir.

Klostridyum enfeksiyonları (Çelerme tipi hastalıklar) çoğunlukla hızlı bir şekilde gelişerek, ölümle sonuçlanırlar.

Salmonellosis ishal ve sancı ile seyreder.

İç parazitler, özellikle Haemonchus contortus başta olmak üzere yuvarlak kurtlar, şeritler, karaciğer kelebekleri keçilerde zayıflamaya neden olurlar. Doğal olarak beslenme eksiklikleri, beslenmedeki kötü koşullar zayıflama sebebidir.

Aşırı zayıflama hallerinde dişler muayene edilmeli, ağız içine bakılmalıdır. Sığırlardaki IBR hastalığına sebep olan BoHV-1 virüsünün benzeri olan CpHV-1 (Caprine herpesvirus-1) virüsü aşırı zayıflama sebebi olabilir. Koksidiyoz kronik bir şekilde sürebilir ve aşırı zayıflama, yemden yararlanmanın azalması gibi sorunlara neden olabilir. CAE (Caprine Arthritis-encephalitis) hastalığının sebebi bir virüstür. Gizli seyreden, inatçı bir hastalık olup, meme, eklem ve beyin yangısıyla kendini gösterir. Keçilerin aşırı zayıflaması, adeta kuruyarak ölmelerine yol açar. Organlardaki apseler, özellikle iç organlarda olup, dışarıdan görülmeyen apseler, kazeöz lenfadenitis (Koyun – keçi pseudotüberkülozu, çıban, çırtlak, çatlak) keçileri zayıflatır. Bazen iç organlardaki apselere Trueperella mikroorganizması da sebep olmaktadır.

Kronik organ yangıları, örneğin; Metritis (rahim yangısı), Peritonit (karın zarı yangısı) veya kronikleşen zatürre (pneumoni) keçilerin giderek zayıflamalarına yol açar.

Görüldüğü gibi; keçilerin adeta kuruyarak zayıflamasına, için için tükenmesine sebep olabilecek birçok hastalık vardır. Böyle durumlarda diğer belirtiler ve laboratuvar tetkikleri ile doğru, kesin teşhise gidilmelidir.

Parazit mücadeleleri yapılıyorsa, parazit ilaçları uygulanırken, şeritler, yuvarlak kurtlar ve karaciğer kelebeklerinin tamamı göz önüne alınarak mücadele yapılıyorsa, başka hastalıklara yönelmek mümkündür.  Klostridyum aşıları sistemli olarak yapılıyorsa, yine diğer hastalıklar yönünden tetkiklere başlamak gerekir.

Zayıflama dışındaki diğer tipik belirtilere bakarak Mavi Dil Hastalığı olup olmadığı anlaşılır.

İç organlardaki kazeöz lenfadenitis apseleri çoğunlukla hayvan ölünce veya kesilince görülür. Sistemli aşılama yapılması önerilir.

Geriye paratüberküloz hastalığı kalıyor. Aşırı zayıflama durumlarında göz ardı edilmeden laboratuvar tahlilleri ile bu hastalığın olup olmadığını mutlaka ortaya çıkarmak şarttır.

Aşırı zayıflama bir hastalık değil, yukarıda da anlatıldığı gibi birçok belirtiler içinde bir belirtidir. Laboratuvar tahlillerinden yararlanmazsak zaman ve para kaybederiz.

Koyunlar, keçiler, kuzular ve oğlaklar bazı durumlarda sinirsel belirtiler gösterirler. Bu belirtiler iştahsızlık, durgunluk gibi birçok hastalıkta görülebilecek olan genel belirtiler ile birlikte karşımıza çıkar.

Önce sinirsel belirtileri gözden geçirelim.

Sersem yürüyüş, nöbetler, saldırganlık gibi davranış bozuklukları, körlük, koma, dönme, ayakta duramama, aşırı salya akıntısı, başı bir yere örneğin, duvara veya yemliğe dayama, kasılmalar, başın arkaya veya yana doğru eğik tutulması, şaşılık, titreme, kas seğirmeleri, yatar pozisyon.

Bu belirtilerin biri veya birkaçı ile karşımıza çıkabilecek olan hastalıkları hatırlarsak; ilk akla gelen kuduz olabilir. Ama birbirine benzeyen sinirsel bozuklukları birçok hastalıkta görebiliriz. O yüzden teşhis koyarken bazen klinik belirtilerle yetinemeyiz. Laboratuvar tahlillerine ihtiyaç duyarız.

Yukarıdaki belirtilerin akla getirebileceği hastalıkları listeleyelim.

Bakır noksanlığı = enzootik ataksi, Hepatik Ensefalopati, beyin ödemi, beyin ve omurilik apsesi, Sepsis = mikroorganizmaların kana karışması, Menenjit = beyin zarı yangısı, Scrapie = süngerimsi beyin hastalığı, Hidrosefali = beynin su toplaması, Sarcosporidiosis, Listeriosis, gebelik toksemisi = gebelik zehirlenmesi, zehirlenmeler, Ensefalitis = beyin yangısı, Enterotoksemi, PEM = Poliensefalomalasi = Serebrokortikal nekroz = B1 vitamini noksanlığı, Delibaş hastalığı = Coenurus Cerebralis’ten kaynaklanan Coenurosis, burun kurdu = Oestrus ovis, 40°C’nin üzerinde sıcak ve nemli ortam, Tetanoz, Şarbon.

Bu uzun listeyi hızlıca kısaltarak, diğer belirtileri, hayvanın bulunduğu durumu değerlendirerek ayırıcı teşhise gidilebilir. Bazı hallerde laboratuvara başvurulabilir.

Bazı hastalıklar hakkında özet bilgi verelim.

Hepatik Ensefalopati, karaciğer sorunlarından kaynaklanan amonyak birikiminin kana karışması, aşırı amonyağın beyinde hasara sebep olmasıdır. Bakır noksanlığı, gıdalarla veya katkılarla bakırın yeterince alınamadığı durumlarda ortaya çıkan doğmasal veya doğumdan 2 hafta sonra ortaya çıkan belin çukurlaşması, topal yürüyüş ve tüy bozuklukları gibi sorunları içeren bir hastalıktır.

Gebelik döneminde şeker pancarı posası ile beslenen, ama bakır takviyesi yapılmayan koyunların kuzularında görülme ihtimali fazladır.

Sarcosporidiosis kaslarda Protozoan kistlerinin yaptığı bir hastalıktır. Bazen bu kistler beyine de yerleşebilir.

PEM = Poliensefalomalasi B1 noksanlığı olup, B1 vitamini sentezini önleyen sorunlardan kaynaklanır. Beyin ve omurilikteki apseler Corynebacterium pseudotuberculosis, Actinomyces, Streptococ, Trueperella gibi mikroorganizmalar sebebiyle oluşur.

Koyunlarda Menengitis, (Menenjit) çoğunlukla göbek enfeksiyonlarından kaynaklanır.

Enterotoksemi (Çelerme), Şarbon, Sepsis gibi hastalıklar ani ölümlerle sonuçlansa ve hayvanlar çoğunlukla ölü bulunsa da, ölmeden önce fark edilirse, sinirsel belirtiler gösterirler.

Koruyucu hekimlik;

Hastalıkların oluş sebeplerine göre önlemler alınmalıdır. Mineral vitamin ve enerji takviyeleri, aşısı olan hastalıklar için aşı yapılması, parazit mücadelelerinin sistemli bir şekilde sürdürülmesi, yeni doğanların göbek kordonunun iyotlu bir antiseptikle mutlaka temizlenmesi, silaj kullananlar için bozuk silajdan uzak durulması, çevredeki köpeklerin parazit yönünden ilaçlanması, aşırı nemli ve sıcak ortamlardan hayvanların korunması, küflü yemlerden ve zehirli otlardan küçükbaşların uzak tutulmaları şarttır.

 İyi gözlem, biyogüvenlik ve koruyucu hekimlik ilkelerine eksiksiz uymak birçok hastalığın önlemidir.

Koyunlar yavru attığında hemen akla en meşhur hastalık, Brucellosis geliyor. Bilmeliyiz ki; Bruselloz koyunlarda yavru atmaya yol açan hastalıklardan sadece biridir.

Koyunlarda düşük yapma ile sonuçlanan birçok hastalık veya etmen vardır. Bakteri etkenli, virüs, mantar, protozoa etkenli hastalıkların yanı sıra besleme noksanlıkları, metabolik hastalıklar, stres, nakliye, kötü barınak koşulları, bitkisel veya kimyasal zehirler düşük yapma sebebi olarak sayılabilir.

En çok görülen bakteri etkenli yavru atmaya sebep olan hastalıkları sayarsak; Bruselloz’a ek olarak, Leptospiroz, Klamidiosis, Vibriosis (Kampilobakteriosis), Koksiellosis, Listeriosis, Mikoplazma enfeksiyonları, Salmonellosis gibi hastalıkları sıralayabiliriz.

Virüs etkenli hastalıklardan Sınır Hastalığı (Border Disease), Akabane, Mavi Dil düşük vakalarında akla gelebilir.

Babesiosis’te ateşli dönemlerin yavru atma ile sonuçlanabileceği bilinmelidir.

Çoğunlukla kuzularda problem oluşturan Çiçek hastalığının, koyunlarda yavru atmaya yol açabileceği bilinir.

Etkeni Toxoplasma gondii olan, kedi dışkısıyla bulaşan Toxoplazmoz hastalığı yavru atmaya veya ölü doğuma, ya da rahim içinde mumyalaşmış yavruya sebep olabilir.

Toxoplasma ile akraba olan Neospora caninum yavru atma etkeni olarak karşımıza çıkabilir. Bu hastalık köpek dışkısı ile bulaşır.

Mantar (Fungi) etkenlerinden Aspergillus, Candida, Mucor, Absidia yavru atma vakalarında suçlu olabilirler.

Çok bilinen ve yaygın mikroorganizmalar olan E. coli ve Staph. aureus da düşüğe yol açabilen etkenlerdir.

Selenyum, manganez, iyot, bakır ve A vitamini eksiklikleri de yavru atma ile sonuçlanabilir.

Sarcosporidiosis etkenleri (Sarcocystis ovifelis = S. gigantea, S. ovicanis = S. tenella, S. arieticanis) ülkemizde koyunların yavru atma vakalarında teşhis edilmiş olan etkenlerdir.

Görüldüğü gibi koyunlar yavru attığında Bruselloz’a takılıp, diğerlerini göz ardı etmek doğru olmaz.

Sebepler arasında saydığımız hastalıkların bazıları zoonotik potansiyeli olan, yani insanlara hayvanlardan bulaşabilen hastalıklardır. Koruyucu hekimlik yöntemleri birbirinden farklı hastalıklardır. Bazılarının aşısı vardır.

Bunlar içerisinde tedavisi mümkün olanlar, antibiyotiklerle sonuç alınabilecek olanlar vardır. O yüzden bir veya iki hastalığa takılıp kalırsak para, yavru ve zaman kaybederiz.

Klinik belirtilerle laboratuvar tahlillerini birleştirerek doğru teşhisi koymak, o yönde hareket etmek gerekir. Örneğin; viral yavru atma sebeplerinde yavru atmanın dışında, başka belirtiler de belirgin olarak ortaya çıkar. Klinik bulgular ve laboratuvar bulguları birlikte değerlendirilmeli, vakit kaybedilmemelidir.

Klinik olarak tedavi, aşılama, mineral takviyesi vs. yapılmaya başlansa bile, laboratuvara numune gönderilmelidir.  

Her işin kuralları vardır.

Örneğin; araç kullanırken kurallara uymamız gerekiyor. Öncelikle ehliyet gerekiyor. Trafik işaretlerine uymak gerekiyor. Kırmızı ışıkta durmak, yola ters yönden girmemek gerekiyor. Daha birçok örnek verebiliriz. İşi kuralına göre yapmadığımızda kazalarla karşılaşıyoruz. Mal ve can kaybı oluyor.

Hayvancılığın da kuralları var. Kurallara uygun hayvancılık yapmadığımızda ‘’kaza’ ’ya uğruyoruz. Ya hayvanı kaybediyoruz ya da para kaybediyoruz. Süt kaybediyoruz, buzağı veya döl kaybediyoruz. Bu kayıplar ile başa çıkamadığımızda ise bazen işletmemizi kaybediyoruz.

Kurallara uymadan hayvancılık yapan işletmelerin en önemli göstergesi antibiyotik kullanımıdır. Antibiyotik masrafı yüksek olan işletmeler çok ‘’kaza’’ yapıyor demektir. Kazalar masraftır, kayıptır.

Madem ki hayvancılığın kuralları var, bu kurallar nelerdir?

Temel kural; ineğe ‘’inek gibi’’ muamele etmeliyiz. Biz ineklere kendi bildiğimiz şekilde, kendi aklımıza göre muamele ediyoruz. İneklerin strese girebileceğini, onların da böbrek üstü bezinden stres hormonu salgılayacağını, temiz ve kuru bir yer isteyeceklerini, temiz havaya ihtiyaç duyacaklarını, onların da kendilerine göre bir ‘’konfor’ ’ları olduğunu düşünmüyoruz. İneğe ‘’inek gibi’’ muamele etmek için ineği tanımak gerekir. İneği tanımak bizim ehliyetli olarak bu işi yapmamızı sağlar. Ama; izlediğim kadarıyla ineği tanımak için çaba sarf etmiyoruz, yani ehliyetsiz araç kullanıyoruz. Bu yazıyı okuyan herkes sonra dönüp antibiyotik kullandığı vakaları gözden geçirsin.

 Bu vakaların tümü ‘’önlenebilir’’ sorunlardır. Ardında mutlaka ihmal ve bilgisizlik vardır. Bilgisizliğin altında ise ineği tanımadan, kurallara uymadan kullanma çabası yatmaktadır. İşletmenin devam edebilmesi ve kârlılık için ineğin istekleri bilinmeli, mutlaka yerine getirilmelidir.

Kuzular topallarsa akla gelebilecek hastalıklar şunlardır; Eklem yangıları (Arthritis), Çoklu
eklem yangıları (Polyarthritis), Raşitizma, Beyaz Kas hastalığı.
Eklem yangıları doğumda göbek kordonundan, solunum veya sindirim yolundan
mikroorganizmaların girmesi ve eklemlerde yangı yapmasıyla ortaya çıkan sorunlardır.
Mikroorganizmaya göre değişen şekilde, irinli veya irinsiz olabilirler. Eklem şiş, sıcak ve
ağrılıdır.
Sorunu oluşturabilecek birçok bakteri söz konusudur. Streptococcus dysgalactiae, E. coli ve
Erysipelotrix rhusiopathie gibi mikroorganizmalar çoğunlukla eklem yangılarına sebep olurlar.
İrinli eklem yangılarında ise Fusobacterium necrophorum, Histophilus somni, Mannheimia,
Trueperella gibi bakteriler rol oynarlar.
E. colinin sebep olduğu eklem yangıları çoğunlukla göbek yangıları ile kombine olarak
görülebilirler. Eklem yangısına sebep olan bakteriler bazen kana karışarak kuzuların ölümüne
yol açarlar. Diğer yandan kuzuları eklem yangısı sebebiyle açlıktan da kaybedebiliriz.
Eklem yangılarında antibiyotik kullanımı bazen sonuç verebilir. Ancak; en akılcı yöntem
koruyucu hekimliktir. Göbek kordonunun doğumdan hemen sonra, ilk 15 dakika içinde iyotlu
bir solüsyonla dezenfekte edilmesi, 2 saat sonra ise işlemin tekrarı önerilir.
Sorunu şiddetlendiren her zaman kötü koşullardır. Islak ve kirli ortamlar, doğumların aşırı
soğuk ortamda olması, ani hava değişimlerinin yol açtığı stres sürüdeki sorunların artmasına
zemin hazırlayan faktörlerdir.
Ağız sütünün doğumu takiben en kısa sürede yavrulara içirilmesi şarttır. Günlük ağız sütü
miktarı 200 ml/canlı ağırlık olarak hesap edilmeli, bunun dörtte birinin ilk 2 saat içinde kuzu
tarafından alınması sağlanmalıdır. Barınaklarda iyi havalandırmanın olmasına dikkat
edilmelidir.

Kuzularda topallık görüldüğünde akla gelebilecek 2 hastalık daha vardır. Raşitizma ve Beyaz
Kas hastalığı.
Raşitizma kalsiyum, fosfor dengesi ile ilgilidir. Annelerin yemlerine katılmak suretiyle, ya da
kalsiyum, fosfor, D vitamini enjeksiyonlarıyla sorun çözülür.
Beyaz Kas hastalığı koyun yetiştiricilerinin gayet iyi bildikleri bir hastalık olup, selenyum ve E
vitamini eksikliği sebebiyle ortaya çıkar. Annelerin yemlerine katılan selenyum ve E vitamini
ya da bunları içeren enjeksiyonlarla sorun giderilir.
Yukarıda sayılan topallık sebepleriyle karışma ihtimali olmasa da, burada Enzootik Ataksi’den
de söz edelim. Bakır eksikliğine, bakır alımında ve emilimindeki bozukluklara bağlı olarak
kaslarda koordinasyon bozukluğu ile ortaya çıkan ataksilerde topallık görülür. Ancak; diğer
belirtilerin göz önünde alınması ile doğru teşhis konulur. Koyun sahiplerinin iyi bildikleri ve
bakır takviyesi ile çözüm buldukları bir hastalıktır. Dişilerde şeker pancarı ile besleme
yapanların özellikle dikkatli olmaları lazımdır.
E. coli ile ilgili septisemi, eklem yangısı gibi sorunların ortaya çıkmaması için annelere aşılama
ve yeni doğan yavrulara antiserum uygulanmasının kesinlikle ihmal edilmemesi gerekir.
Kuru ve temiz ilkesinin önemine inanmak şarttır.

Koyunlarda topallığa sebep olan hastalıkları önce sıralayalım, sonra da tek tek ele alalım.
Tüylüce, Tırnaklar arasında doku oluşumu (Çilek hastalığı), Eklem yangıları, Beyaz Çizgi apsesi,
Tırnak Çürüğü (Piyeten = Interdigital Dermatitis), Tırnakta çamur birikmesi, Şap hastalığı,
Taban ayrılması (tırnak ayrılması), Doğmasal anomaliler, Mastitis, Laminitis, Mavi Dil
hastalığı, Agalaksi.
Topallayan, sürüden ayrı kalan, sürünün arkasında kalan koyunlar olduğunda akla yukarıdaki
hastalıklar gelmeli, oradan yola çıkarak asıl hastalık bulunmalıdır.
Bunun için öncelikle iyi bir gözlem gerekir. Sonraki safhada ise doğru teşhis konularak uygun
tedavi girişimleri yapılır. Erken teşhis her zaman başarıyı getirir.
Tüylüce iki tırnak arasındaki anatomik boşluğun yangılanmasıdır. Çok ağrılı bir durum ortaya
çıkar. Anızda yayılma, dikenli, taşlık araziler hazırlayıcı sebep olabilir. Adı geçen bölgede
yapılacak cerrahi müdahale ve antibiyotiklerle tedavi edilir.
Tırnaklar arasında, çoğunlukla çilek benzeri doku oluşumu topallığa neden olur. Çok ağrılı,
kanamalı bir sorun olup, yangı gidericiler ile tedavi edilmeye çalışılır.
Eklem yangıları koyunlarda başlıca topallık sebebidir. Lokal tedaviye ek olarak genel
antibiyotik ve yangı gidericilerin verilmesi ile tedavi edilebilir. Meme yangısı, eklem yangısı ve
göz yangısı ile kombine Agalaksi hastalığını da göz ardı etmemek gerekir. Agalakside eklem
yangısının yalnız olmadığını bilerek, ayırıcı tanıya gitmek yerinde olur. Agalaksi koruyucu aşısı
olan bir hastalık olup, antibiyotikler ile de tedavi şansı vardır.

Beyaz çizgi apsesi aniden ortaya çıkan, şiddetli topallığa sebep olan bir durumdur. Koyunların
yayıldığı bölgedeki dikenler, kesici delici objeler bu hastalığın ortaya çıkmasında hazırlayıcı rol
oynarlar. Kötü kokulu yangılı bir hal alan tırnak bölgesel ve genel olarak antibiyotiklerle
tedavi edilir.
Koyunların en büyük topallık sorunu Piyeten, ayak çürüğü veya tırnak arası derideki yangı
(İnterdigital Dermatitis) denilen hastalıktır. Etkeni Dichelobacter nodosus adı verilen bir
mikroorganizmadır. Çok bulaşıcıdır. Nemli yerlerde hızla yayılır. Sürülerde çok uğraştırıcı,
yıldırıcı bir hastalık olup, yurtdışında aşısı mevcuttur. Başlıca koruyucu hekimlik kuru ve temiz
barınaklardır. Aşırı kalabalık, ıslak zeminli ağıllarda tırnak çürüğü sürüde sürekli bir yıkıma
sebep olur. Antibiyotiklerle tedavi denenebilir. Fakat çoğunlukla başarılı olmaz. Koşulları
düzeltmek şarttır. Hayvanlar sağlıklıyken tırnak düzeltme yapılması, fakat hastalık sürerken
tırnak kesimi yapılmaması önerilir. Ayak banyolarından yarar umulur.
Uygun dozda, kuru havada, formalin, çinko sülfat, bakır sülfat gibi ilaçların uygun oranda
kullanımıyla yapılan ayak banyoları yararlı olur. Banyodan çıkan koyunlar kuru bir yerde
bekletilmelidir. Hastalıkla mücadelelerin genel şeması şöyle özetlenebilir; mümkünse
aşılama, karantina, sürüden çıkarma, barınak hijyeni ve tedavi.
Tırnakta toprak, dışkı ve çamurun birikerek topak halini alması da topallığa sebep olur. İyi bir
gözlem ile fark edildiğinde derhal temizlenmelidir. Fark edilip topaklar uzaklaştırılmadığında
sorun büyür. Yukarıda sözü edilen tırnak çürüğüne kadar ilerleyebilir. Yağışlı havalar
hazırlayıcı faktör olup, önlemi kuru ve temiz zeminlerdir.
Taban ayrılması tırnak tabanında aniden oluşan bir problemdir. Şiddetli topallığa yol açar.
Erken fark edilirse uygun çözüm bulunur.
Laminitis tırnağın içindeki canlı dokunun yangısıdır. Çoğunlukla yemleme hatalarına bağlı
olarak ortaya çıkar. Arpalama adıyla özetlenebilir. Aşırı, yüksek miktarda taneli yemlerin
aniden alınması sonucu ayaklarda oluşan yangı topallığa sebep olur. Ani yem değişiklikleri ya
da vücudun başka yerlerinde oluşan Mastitis, Pneumoni (zatürre) gibi hastalıklarda oluşan
toksinlerin tırnak dokusuna taşınmasıyla aynı sorun ortaya çıkabilir.
Koyunlarda Laminitis topallıklarında diş gıcırdatma belirgin haldedir. İlk önce mikrobik
olmayan sorun, daha sonraki safhalarda mikroorganizmaların da işe karışmasıyla daha kötü
bir hal alabilir.

Şap hastalığı, Mastitis ve Mavi Dil hastalığı da topallık sebepleri arasında sayılır. Fakat bu
hastalıklarda diğer belirtiler de söz konusudur. Tetanoz hastalığını da akılda tutmak gerekir.
Diğer tipik tetanoz belirtileriyle birlikte topallık gözlenebilir. O yüzden topallık diğer
belirtilerle birlikte değerlendirilerek hastalığın tümü yönünden ele alınır.
Bilim insanları tırnak hastalıklarında genetik yatkınlığı konusunu da incelemişlerdir. Örneğin;
taban ayrılması, beyaz çizgi apsesi gibi sorunlarda genetik yatkınlık olduğunu, özellikle
Merinos ırkı koyunlarda bu sorunların daha çok görüldüğünü bildiren yazarlar vardır. Fakat
hastalık yapma yönünden çevre koşullarının etkisi hepsinin üzerindedir. Örneğin; genetik
yatkınlığın etkisi yüzde 10-20, çevrenin etkisi ise yüzde 80-90 oranındadır.
Topallıklarda aşısı olan hastalıklara karşı aşı ile önlem alınır. Genel olarak erken teşhis, erken
müdahale, kuru ve temiz ortamlar, kalabalık olmayan ağıllar, hazırlayıcı sebeplerin olmadığı
otlama alanları başlıca önlemlerdir. Ek olarak tırnağı dayanıklı kılacak katkıların yemlere
katılması, bunların içinde Çinko bulundurulması, yemleme hatalarının önlenmesi yapılması
gerekenler arasında sayılabilir.
Tedavide başta antibiyotikler olmak üzere birçok ilaç kullanılsa ve yarar görülse bile, ilk
yapılması gereken koşulların düzeltilmesidir.

Koyunlarda baş bölgesindeki şişme (ödem) birçok hastalığın belirtisi olabilir.

Koyunların başı şişerse akla gelebilecek hastalıklar şunlardır;

Klostridyum novyi enfeksiyonları, Mavi dil hastalığı, Aktinobasilloz, apse, yara enfeksiyonları, alerji, arı veya böcek sokması, fotosensitizasyon = güneş ışığına karşı duyarlılık = yüz egzaması.

Baş şişmesi, başta ve boyunun üst kısımlarında ödem diğer belirtilerle birlikte değerlendirildiğinde doğru teşhis konularak, uygun tedavi yapılabilir.

Aşırı ödem ölümle sonuçlaaabilecek kadar tehlikeli boyutlara ulaşabilir.

Klostridyum novyi, çoğunlukla Tip A enfeksiyonları, koçlarda, genç erkeklerde baş şişmesiyle ortaya çıkar.  Enfeksiyona bazen Cl. sordellii, Cl.chauvei de katılabilir.  Bu durumda baş ve boynun üst kısmında, kulaklarda şişme oluşur.  Kulaklar şişkinlik dolayısıyla ağırlaşır ve sarkar.

Erken teşhis ve zamanında antibiyotik tedavisiyle olumlu sonuç alınır.

Koruma yöntemi aşılamadır.

Karma Klostridium aşılarının ilk seferinde rapelli (tekrar) olarak yapılması, sonra ilkbahar, sonbahar mevsimlerinde tekrarlanması birçok Klostridyum kaynaklı hastalığı olduğu gibi bu hastalığı da önleyecektir.

Güneş ışığına karşı duyarlılık koyunlarda yüz egzamasına sebep olur.  Yüzde, kulaklarda kızarıklık, hafif ödem ile ortaya çıkan bu hastalığın ardında bazı yapıcı etmenler vardır.  Bunların başında meradaki birtakım otları sayabiliriz.

Tarak yoncası, demir dikeni, sarı kantaron, ağaç minesi, çalı minesi, akrep otu, kırkbatıran gibi otları yiyen koyunların göz kapakları, çene altı ve kulakları şişer. Şiddetli bir kızarıklık oluşur.

Pithomyces chartarum adı verilen bir mantarın enfekte ettiği Ryegrass’ı (süt otu) tüketen koyunlarda da fotosensitizasyon meydana gelir.

Uğur böceğinin (Lady birds = gelin böceği, yedi noktalı gelin böceği) larvaları otlara bulaşır ve bunları koyunlar yerse yine aynı belirtiler görülür.

Aphid = Afit =  Yaprak biti bulaşmış otların yenmesi de yüz egzamasına yol açar.

Karaciğerde yıkımlanmaya sebep olan bitkiler, küflü yoncanın karaciğere verdiği zararlar sebebiyle güneş ışığına karşı duyarlılık artar ve yüz egzaması şekillenir.

Böyle bir durum gözlendiğinde koyunlar derhal karanlık bir yere alınmalıdır.

Aşılamaların ihmal edilmeden yapılması, mavi dil hastalığında baştaki şişmenin diğer belirtilerle birlikte değerlendirilmesi şarttır.

Yaralarda antibiyotik tedavisi, aktinobasillozda  iyot tedavisi ile birlikte antibiyotik tedavisi, apselerde ise bilinen apse tedavisi uygulanır.  Arı sokması ve böcek sokmasında alerjiye karşı tedavi yapılır.

Kullanma melezlemesi etçi ırkları birbiriyle melezleyerek besiye ve kasaba uygun dana elde etmeye yarayan bir yöntemdir.  Damızlık elde etmek için yapılan çalışmaların tam tersidir.

Sırrı; etçi ırkların iyi özelliklerini bir araya getirmekte gizlidir.  Buna compatibility = tamamlayıcılık adı veriliyor.  Irkların iyi özellikleri birbirini tamamlıyor.  Erkek melezler besilik olarak yetiştiriliyor.  Dişiler ise anne ve baba ırkından olmayan başka ırklarla tekrar melezleniyor.  Ortaya çıkan melezler (F1) hibrid vigor, heterozigot melez veya kullanma melezi olarak adlandırılıyor.  Böylece daha hızlı canlı ağırlık artışı sağlayan, daha dayanıklı, yemi ete çevirme gücü yüksek danalar elde ediliyor.

Diğer önemli bir yarar ise kemik oranının düşük olması.  Simmental, Holstein ırkının erkekler beslendiğinde %20 civarında kemik ortaya çıkarken, bunlarda kemik oranı % 9-13 arasında oluyor.  Başka bir deyişle; %7-11 oranında daha çok et elde ediliyor.

Bu sistem ile daha az yemle daha çok et elde edilebildiği gibi, değerli et oranlarının yüksek olması sebebiyle kıymanın ucuz olması sağlanıyor.  Çünkü daha büyük değerli etler iyi fiyata satıldığından kıymalık kısımlar ucuza mal oluyor.

Bu melezleme sürekli F1 melezi elde etmeye yönelik bir yöntem.  Dolayısıyla bir ırkı başka bir ırka çevirmiyoruz.  Çevirme melezlemesi ile ilgisi yok.  Daima F1 elde ediliyor.  Adı da “Kullanma melezlemesi” yöntemi.  Bir sefere mahsus elde edilen F1’ler kasaplık olarak büyütülüp, son besiye alınıyorlar.

Keçilerde özellikle yüzde yaralarla, koyunlarda ise tüylerin topaklaşmasıyla ortaya çıkan bir deri hastalığıdır. Koyunlarda “topak yün hastalığı” adı verilir.

Etkeni aktinomiset grubundan gram pozitif bir bakteri olan Dermatophilus congolensis’tir.

Dermatophilus congolensis ilk defa Kongo’da (o zamanki adıyla Belçika Kongosunda) teşhis edildiği için bu isim verilmiştir.

Bakteri koyun ve keçiler dışında sığırlarda, atlarda ve bazen de insanlarda deri enfeksiyonları meydana getirir.

Sığırlardaki hastalığa “streptotrikosis” adı verilir.  Koyun ve keçilerde ayaklarda oluşan hastalığa çilek benzeri ayak çürüğü (Strawberry foot rot) denilmektedir.İnsanlara bulaşma potansiyeli olduğu için “zoonoz” kabul edilir.

Dermatofilus congolensis sıcak ve nemli ortamları sever.  Gizli veya kronik seyirli bir lezyondan sıcak ve nemli ortamda, özellikle ıslak vücuda temas ile diğer hayvanlara bulaşır.

Ağız çevresinde, burun üzerinde, ayaklarda veya vücudun başka bölgelerinde kabuklu yaralar meydana gelir.

Bakteri sporları bütünlüğü bozulmuş, zedelenmiş deriye girip, ipliksi yapısıyla derinin alt tabakalarına doğru hareket eder.  Deride bozukluklar oluşturur.

Bit, pire, kene gibi dış parazit istilaları, kırkım, otlama yerlerinde oluşabilecek çizikler deride zedelenmelere sebep olur.  Ancak; bakteri kuru ve temiz ortamlarda etkin değildir.  Islak ortamlardaetkinleşir.  Bu yüzden yağışlı havalar veya daldırma şeklindeki banyoların ardından ıslak vücutla birbirine temas eden hayvanlar arasına hızla yayılır.

Hastalık deride yaralarla birlikte, süt veriminde düşme, döl verimi düşüklükleri ve bazen ölüme kadar giden zayıflamaya sebep olur.  Dermatofilosis deri ve yün (yapağı) endüstrisinde büyük sorunlar yaratır.Hastalığın aşısı yoktur.  Ticari aşı çalışmaları iyi sonuçlar vermemiştir.

Tedavi mümkündür tedavide antibiyotik kullanılır.  Bölgesel olarak yaralar iyotlu solüsyonlarla veya klorheksidin gibi antiseptiklerle yıkanabilir. Dermatofilosis’in bazen kendiliğinden iyileştiği vakalar da bildirilmiştir.

Dermatofilosis yaraların bulunduğu bölgelere göre başka hastalıklarla karışabilir.  Bazen mantarlarla ilgili olduğu sanılsa da, hastalık etkeni bakteridir.  Bu sebeple antibiyotik tedavisine olumlu yanıt verir.

Ağız, dudak etrafındaki yaralar ektima ile karıştırılabilmektedir.  Kesin teşhis laboratuvar incelemesiyle mümkün olur.

Koruma:

Dış parazit mücadelesi kesinlikle ihmal edilmemelidir.  Hastalığın ıslak hayvanlar arasında bulaştığı unutulmamalıdır.

Dermatofilosis’in adeta salgın halde görüldüğü sürülerde yapılan kan tahlillerinde çinko eksikliği saptanmıştır.  Mineral desteklerinin özellikle çinko içeren katkılar kullanılması deri sağlığı yönünden dayanıklılık sağlar.

Korumada akılda tutulması gereken; hastalık görülen hayvanların derhal diğerlerinden ayrılmasıdır.

Hasta hayvanlarla temas eden insanların eldiven kullanmaları, temastan sonra ellerini çok iyi yıkayarak, kurulamaları tavsiye edilir.