Köşe yazısını görüntülemek için tıklayınız

Köşe Yazısını görüntülemek için tıklayınız

İzmir Veteriner Hekimler Odası ve Atafen’in düzenlediği geleneksel meslek büyükleri günü 2 mayıs 2019 tarihinde yapıldı.

Köşe Yazısını görüntülemek için tıklayınız

Dr. Mestan Özyer

Uzman Veteriner Hekim

Atafen A.Ş. Aşı Üretim, İzmir

Dünya Veteriner Hekimleri Birliği, 2019 yılı Dünya Veteriner Hekimleri Günü temasını “Aşılamanın Önemi” olarak belirlemiştir. Evet, insan ve hayvan sağlığı için aşılama çok önemlidir. Bir ülkenin ihtiyacı olan aşıları üretebilmesi ise daha önemlidir. Aşı üretimi bir ülke için stratejik öneme sahip, öncelikli bir alandır. Türkiye 100 yıldan fazla bir sürede Veteriner aşılarının üretiminde önemli deneyimler yaşamıştır. Bu yazıda, kamu ve özel sektörde Veteriner aşılarının üretiminde önemli aşamalar ve etkileyen faktörler özetlenmiştir.

Pasteur’un kuduz aşısını bulduğunu bildirmesinden hemen sonra 1886 yılında Fransa’ya giden doktor ve Veteriner Hekimlerden oluşan ekip 6 Aylık eğitimden sonra 1887 yılında Dünya’da 3. ülke olarak Kuduz Aşısını üretmişlerdir. Veteriner aşı ve serumlarının üretimi 1900’lü yılların başından başlayarak 1. Dünya savaşı ile Kurtuluş savaşı dönemi dahil olmak üzere, bugüne kadar aralıksız olarak sürdürülmüştür. Özellikle 2000’li yılların başına kadar Türkiye, büyük oranda ihtiyacı olan aşıları üreten, bu alanda ciddi bilgi ve uzman birikimi olan bir ülkedir.

Kamuda Aşı Üretimi:

Aşı üretimi 1990’lı yılların başına kadar sadece kamuda bulunan Enstitüler tarafından sürdürülmüştür. Bu enstitülerden ilki 1901 yılında Pendik Veteriner Bakteriyolojihanesi olarak kurulmuş, daha sonra sırasıyla Ankara-Etlik (1921), İzmir-Bornova (1933), Samsun (1948), Ankara Şap Enstitüsü (1950), Adana (1964), Konya (1968) ve Manisa Tavuk Aşıları Üretim Enstitüsü 1982 yılında kurulmuştur.

Pendik Veteriner Kontrol Enstitüsünde Koyun Keçi Çiçek, Ektima, Brucella abortus ve melitensis aşıları, Enterotoksemi, Botulismus, Enfeksiyöz Nekrotik Hepatitis, Hemorajik sepitisemi, E.coli, S. abortus ovis, Theileria, Keçi-ciğer ağrısı, Ektima, Agalaksi ve Buzağı Septisemi serumu ile çok sayıda antiserum, konjugat, Clostridial toksin ve antitoksinler gibi biyolojik ürünler ile en büyük üretici kurum olmuştur. Halen 2019 yılı sonuna kadar GMP muafiyeti olan Sığırların konjuktival Brucella aşısı, Koyun ve keçilerin konjuktival Brucella aşısı (Br.melitensis Rev 1) ve Koyun-keçi çiçek aşısı üretimlerini yapmaktadır.

Ankara Etlik Merkez Araştırma Enstitüsü ise kuruluşundan bu yana Mavidil, Kuduz, Sığır Vebası, PPR, Kısrak Virusi abortus, Antraks, Vibrio fetus aşıları ile Mallein ve Tüberkülin alerjenleri üretimini yapmıştır. Halen 2019 yılı sonuna kadar GMP muafiyeti olan Mavi dil aşısı, Koyun keçi vebası aşısı, Sığır vebası aşısı, Anthrax canlı spor aşısı, PPD Bovine ve PPD Avian, Tüberkülin allergen ve Tek Tırnaklı hayvanlar için allergen olan Mallein ürünlerini üretmektedir.

Şap Enstitüsü değişik suşlar ile bivalan ve trivalan Şap aşılarını üretmeyi halen sürdürmektedir. 16/03/2018 tarihinden itibaren O Tur 17, A NEP 84 (Genotip VII)  ve Asia-1 Tur 15 suşları ile aşı üretilmektedir.

Diğer Veteriner Kontrol Enstitülerinden Adana ve Konya Enstitüleri Enterotoksemi, Elazığ Enterotoksem ve E. Nekrotik hepatitis, Samsun Yanıkara aşılarını üretmişlerdir.

Bornova Veteriner Kontrol Enstitüsü 1933 yılında kurulmuş, 1949 yılında “Veteriner Aşı, Serum ve Biyolojik Maddeler Kontrol ve Araştırma Enstitüsü” adını almış ve ulusal aşı kontrol laboratuvarı olarak çalışmaya başlamıştır. Halen Veteriner Kontrol Enstitüsü olarak çalışmalarına devam eden kurumda Veteriner Biyolojik Ürünler Kontrol Bölümü, ulusal aşı kontrol laboratuvarı olarak görev yapmaktadır.

Özellikle üretimde otomasyonların, purifikasyon ve konsantrasyon sistemlerinin, yeni adjuvantların kullanımına başlanılması çok komponentli, güçlü ve modern aşılar üretilmeye başlanılmıştır. Türkiye’de kamuda yer aşı üretim yerleri teknolojik olarak bu gelişmelerin gerisinde kalmışlardır. Sonuçta Türkiye’de 2000’li yılların başında aşı ithalatına izin verilmiş ve kısa sürede Türkiye uluslararası aşı firmalarının pazarı durumuna gelmiştir. Bu gelişmelerden en çok etkilenen Manisa Tavuk Aşıları Üretim Enstitüsü 2004 yılında Bakanlık tarafından kapatılmıştır.      

Aşı Üretiminde Atafen Deneyimi

Atafen firması, İzmir’de 2008 yılında işletme iznini alan, aşı üretim bakımından genç bir firmadır. İlk aşısını 2010 yılında satışa sunmuştur.  2016 yılında inaktif bakteriyel aşılar ve immun serumlar kapsamında GMP belgesini almıştır. Ürün skalası farklı kombinasyonlarda Clostridial aşılar ve E.coli aşıları ile immun serumlarından oluşmaktadır. Türkiye’de Clostridial ve E.coli komponentlerini içeren 7 ve 9 komponentli aşıları üretmeyi başarmıştır. Özellikle E.coli ve Cl. perfringens tip C içeren aşı ve immun serumları erken buzağı ölümlerine karşı kullanılmaktadır. Atafen aynı zamanda Mastitis, Kazeöz Lenfadenitis, Pasteurellozis, Salmonellozis gibi bakteriyel hastalıklara karşı otovaksin üretimleri yapmaktadır. Halen 10 adet ürün için GMP belgesine sahiptir. TUBİTAK ve TAGEM tarafından desteklenen yeni aşı üretim projelerini yürütmektedir. 

Aşı Üretiminde Yasal Düzenlemeler

Türkiye’de Veteriner aşılarının üretimi 2011 yılında yayınlanan “Veteriner Tıbbi Ürünler Hakkında Yönetmelik” ile düzenlenmektedir. Bu yönetmeliğe göre, kamu ve özel sektördeki aşı üretim firmalarının 3 yıl içinde GMP almaları zorunlu getirilmiş ve bu sürenin sonunda GMP belgesini alamayan firmaların üretimlerinin durdurulacağı bildirilmişti. Daha sonra yapılan değişiklikler ile stratejik öneme sahip bazı aşılar kapsam dışında bırakılarak 31.10.2015 tarihi itibarıyla GMP belgesini alamayan kamu ve özel sektöre ait üretim yerlerinde aşı üretimleri durdurulmuştur.  Böylece teknolojik ve GMP açısından desteklenmeyen kamu kurumundaki aşı üretim birimleri üretimlerini durdurmuştur. 

Yönetmeliğe göre Stratejik önemi olan Şap, Brusella, Koyun ve Keçi Vebası, Koyun ve Keçi Çiçek, Antraks, Mavi Dil, Sığırların Nodüler Ekzantemi ve Üç Gün Hastalığı aşıları, Tüberkülin ve Mallein test antijenleri ile otovaksinlerin üretim yerlerine bu ürünlerin üretimi için 24.12.2019 tarihine kadar GMP muafiyeti sağlanmıştır. Halen kamuda bulunan aşı üretim yerleri bu aşıların üretimine devam etmektedir. Ancak 2019 yılının sonunda yönetmelik gereği üretimlerini durdurmaları gerekmektedir.

Türkiye aşı üretiminde tekrar bir yol ayrımına gelmiştir. 2011 yılında VTÜ yönetmeliği ile getirilen aşı üretiminde GMP zorunluluğu uygulaması nasıl sonuçlanacaktır. Devlet aşı üretiminde kalite güvence politikasını takvim vererek ilan etmiş ve birkaç kez bu konuda süre uzatımı yapılmıştır. Ayrıca stratejik aşılar için süreli muafiyet uygulaması getirmiştir. 24.12.2019 tarihinde muafiyetler için verilen süre sona erecektir.  Bu durumda bu yılın sonunda kamuda aşı üretiminin tamamen sonlandırılması veya belirli ürünlerde tekrar süre uzatımına gidilmesi beklenebilir. Öngörülen olasılığa göre Kamuda 140 yıldır sürdürülen aşı üretim faaliyetleri durdurulacaktır. Her iki durumda da, kamuda GMP şartlarında aşı üretimi konusunda ilerleme sağlanamadığı gerçeği değişmeyecektir.

Aşı Üretiminde Proje destekleri

TUBİTAK, TAGEM ve KOSGEB Türkiye’de aşı üretimini geliştirme amaçlı önemli projeleri destekleyen kuruluşlardır. TÜBİTAK ve TAGEM’in amacı Türkiye’de üretilmeyen ve ihtiyaç duyulan stratejik aşıların ülke şartlarında üretimini desteklemektir. Bu projeler esas olarak özel sektörün Prototip/sistem/pilot tesis kurulumunu hedefleyen, mümkünse aşılarda yerli suşların kullanımını şart koşan, en az ithal edilen aşılara eşdeğer ve uluslararası referans kaynaklarca belirtilen kriterlere uygun aşılar olmasını şart koşmaktadır.

TAGEM, Önemli stratejik aşıların özel sektör tarafından, ülkedeki suş dağılımına ve uluslararası referanslara uygun olarak üretilmesini amaçlamaktadır. Bu gelişmeler Türkiye olarak aşılamanın önemini, yerli aşı üretiminin stratejik değerini yeniden anlamaya başladığımızı düşündürüyor.

Türkiye’de, kamu kurumlarında GMP kalite güvencesinde yüksek teknolojili aşı üretimi hedefinden uzaklaşıldığı, ancak özel sektör ile kamu kurumları (Enstitüler/Üniversite) iş birliğinde ulusal aşı üretim sanayisinin destekleneceği anlaşılıyor.  Aşılama ve aşı üretimi gibi stratejik bir alanda, dışa bağımlılıktan kurtulmak ülkemiz için önemli bir gelişme olacaktır.

Dış Ticaret uzmanlarımızdan Serhat Toptan’ın Duru isminde bir kızı olmuştur. Duygu ve Serhat çiftini tebrik eder, Duru’ya uzun ömürler dileriz.

Köşe Yazısını görüntülemek için tıklayınız

Köşe yazısını görüntülemek için tıklayınız

Köşe yazısını görüntülemek için tıklayınız

Köşe yazısını görüntülemek için tıklayınız

Köşe yazısını görüntülemek için tıklayınız

Köşe yazısını görüntülemek için tıklayınız

Köşe yazısını görüntülemek için tıklayınız

Kendilerini tebrik eder, oğullarına uzun ömürler dileriz.

Köşe yazısını görüntülemek için tıklayınız

Yetiştiriciler arasında çıban, cırtlak veya çatlak diye isimlendirilen koyun pseudotüberkülozuna karşı Trakya Bölgesi’nde etkin adımlar atılıyor.

Koyun ve keçilerde dışarıdan görülen ve görülmeyen apselerle ortaya çıkan damızlık, besilik ve kurbanlık küçükbaşlarda büyük ekonomik kayıplara yol açan bu hastalığa karşı AtaFen Aşı Üretim Merkezi’nde hazırlanan otovaksinler (özaşılar) Edirne ve Tekirdağ illerinde kullanılarak olumlu sonuçlar alındı.

İlk olarak Edirne ili Damızlık Yetiştiricileri Birliği tarafından mikroorganizma tespiti yapılarak AtaFen’e özel olarak yaptırılan aşı daha sonra Tekirdağ ili Damızlık Koyun – Keçi Yetiştiricileri Birliği tarafından sipariş edildi. Oluşturulan proje kapsamında dünyada ilk defa Prof. Dr. Serdar Diker öncülüğünde AtaFen tarafından geliştirilen, çift etkenli apse aşısı Edirne ilinin ardından, Tekirdağ ilinde de kullanılacak. Tekirdağ İli Birlik Başkanı Cemallettin Toluca ‘’Edirne ilinde alınan başarılı sonuçlar üzerine biz de Veteriner Hekim Arif Hikmet Akbay adına aşı üretilmesi için harekete geçtik ve üretici firma ile sözleşme imzaladık’’ dedi.

Sözleşme Tekirdağ Birlik Başkanı Cemallettin Toluca, Veteriner Hekim Arif Hikmet Akbay ve AtaFen Bölge Direktörü Bülent Cinnioğlu tarafından imza altına alındı. İmzalara Edirne Birlik Başkanı Şenol Güntan ’da şahitlik etti. Şenol Güntan ‘’bölgeden alınan numunelerle yapılan çift etkenli APSE aşısını komşu ilimize özellikle tavsiye ettik. Bu hastalıktan şikayetçi olanlara da özellikle tavsiye ediyoruz. Büyük bir dertten kurtulduk’’ dedi.

Yetiştiriciler arasında çıban, cırtlak veya çatlak diye isimlendirilen koyun pseudotüberkülozuna karşı Trakya Bölgesi’nde etkin adımlar atılıyor.

Koyun ve keçilerde dışarıdan görülen ve görülmeyen apselerle ortaya çıkan damızlık, besilik ve kurbanlık küçükbaşlarda büyük ekonomik kayıplara yol açan bu hastalığa karşı AtaFen Aşı Üretim Merkezi’nde hazırlanan otovaksinler (özaşılar) Edirne ve Tekirdağ illerinde kullanılarak olumlu sonuçlar alındı.

İlk olarak Edirne ili Damızlık Yetiştiricileri Birliği tarafından mikroorganizma tespiti yapılarak AtaFen’e özel olarak yaptırılan aşı daha sonra Tekirdağ ili Damızlık Koyun – Keçi Yetiştiricileri Birliği tarafından sipariş edildi. Oluşturulan proje kapsamında dünyada ilk defa Prof. Dr. Serdar Diker öncülüğünde AtaFen tarafından geliştirilen, çift etkenli apse aşısı Edirne ilinin ardından, Tekirdağ ilinde de kullanılacak. Tekirdağ İli Birlik Başkanı Cemallettin Toluca ‘’Edirne ilinde alınan başarılı sonuçlar üzerine biz de Veteriner Hekim Arif Hikmet Akbay adına aşı üretilmesi için harekete geçtik ve üretici firma ile sözleşme imzaladık’’ dedi.

Sözleşme Tekirdağ Birlik Başkanı Cemallettin Toluca, Veteriner Hekim Arif Hikmet Akbay ve AtaFen Bölge Direktörü Bülent Cinnioğlu tarafından imza altına alındı. İmzalara Edirne Birlik Başkanı Şenol Güntan ’da şahitlik etti. Şenol Güntan ‘’bölgeden alınan numunelerle yapılan çift etkenli APSE aşısını komşu ilimize özellikle tavsiye ettik. Bu hastalıktan şikayetçi olanlara da özellikle tavsiye ediyoruz. Büyük bir dertten kurtulduk’’ dedi.

Köşe yazısını görüntülemek için tıklayınız

Hasan Ali Ünal ve eşi Sevcan Ünal’ı tebrik eder, evlatlarına sağlıklı ve mutlu bir yaşam dileriz.

Köşe yazısını görüntülemek için tıklayınız

Köşe yazısını görüntülemek için tıklayınız

Köşe yazısını görüntülemek için tıklayınız

Köşe yazısını görüntülemek için tıklayınız.

“Kırmızı Et Üretebilecek miyiz?” (2-8 Kasım 2018) yazısını görüntülemek için tıklayınız.

“Buzağının Gözü” (9-15 Kasım 2018) yazısını görüntülemek için tıklayınız.

“Et Hayvancılığı Araştırma Merkezi” (16-22 Kasım 2018) yazısını görüntülemek için tıklayınız.

“Geviş Getirenlerde Kıl Yumakları” (2-8 Kasım 2018) yazısını görüntülemek için tıklayınız.

“Toksin Bağlayıcılar” (30 Kasım-6 Aralık 2018) yazısını görüntülemek için tıklayınız.

Köşe yazısını görüntülemek için tıklayınız

Köşe yazısını görüntülemek için tıklayınız.

Köşe yazısını görüntülemek için tıklayınız

Köşe yazısını görüntülemek için tıklayınız.

“Buzağılarda Salmonellosis” (19 – 25 Ekim 2018) yazısını görüntülemek için tıklayınız

“Çiğ İnek Sütünde Protein Oranı” (12 – 18Ekim 2018) yazısını görüntülemek için tıklayınız

“MILC” (5 – 11 Ekim 2018) yazısını görüntülemek için tıklayınız

“İthalata İhtiyacımız Olmamalı” (19 – 25 Ekim 2018) yazısını görüntülemek için tıklayınız

Köşe yazısını görüntülemek için tıklayınız

Toplantının ilk bölümünde ABD’de World Dairy Expo fuarına katılan Burcum Ünal Gül’ün sunumu ilgiyle izlendi.

Mutlu günler bölümünde doğum tarihi Kasım ayında olan Emin Ateştürk, Halit Mutlu, Yusuf Ziya Soydabaş, Elif Arslan, Aziz Demir, Sündüz Utku, Gülnur Gedikoğlu Çakır, Merve Pakkan, Yüksel Özmen, evlilik tarihleri Kasım ayına denk gelen Emin Ateştürk, Adil Zungur, Gülnur Gedikoğlu Çakır ve çocukları Kasım ayında doğan Adil Zungur, Zikri Ölçen, Ayhan Demir ve Ebru Bozak kutlandıktan sonra, doğum günü olan personele Tahir Yavuz tarafından kutlama belgeleri verildi. Ata Fen bünyesinde 23 yıl boyunca yürüttüğü yönetici asistanlığı görevinden emekliye ayrılma kararı alan Fatoş Mertler ’in katkıları ve emeği için Tahir S. Yavuz, Ahmet Gedik ve Ali Ünal konuşma yaptı. Fatoş Mertler’e bir anı plaketi verildi.

Merkezde bulunan Kasım ayı doğumlular pastayı birlikte kestiler.

 

Köşe yazısını görüntülemek için tıklayınız

Köşe yazısını görüntülemek için tıklayınız

Çiğ inek sütünde protein oranı, birçok verim özelliğinde olduğu gibi, genetik ve çevre ile ilgili olarak değişiklik gösterir.  Bazen protein düşüklüğü ile ilgili konular gündeme geldiği için, bu yönde etkili olan konulara göz atalım.

Çiğ sütte yağ ve protein oranı öncelikle ineğin ırkı ve soyu ile ilgilidir.  Bazı ırkların süt yağları ve süt proteinleri yüksektir.

Bunların başında Jersey ırkı gelir.  Yüzde 3,6-4,0 civarında protein ile bir numaraya yerleşir.  Sütçü ırklarda Brown Swiss ikinci sıradadır.  Yüzde 3,38 süt proteini ortalaması vardır.  Süt veriminde ilk sırada yer alan Holstein ırkı ineklerin sütte protein oranları 3,1 civarındadır.  Kombine ırk olarak bilinen Simmental ırkında süt proteini oranı %3,29 olup, 13 Avrupa ülkesinin ortalaması yüzde 3,37’dir.

Ayrıca her ırkın içinde kızlarının süt protein oranı yüksek olan boğalar da vardır ve kataloglarda belirtilmektedir.
İkinci önemli etmen çevre koşullarıdır.  Burada bakım, besleme, vücut kondüsyonu, hava koşulları, hayvanın yaşı, süt verimi döneminin (laktasyonun) evresi gibi konuların etkileri gözden geçirilmelidir.

Laktasyonun evresi süt proteinine etki eder.  Laktasyon başında düşük oranda olan toplam protein, daha sonra azar azar yükselir.  Laktasyon sonuna doğru olabileceği en yüksek orana ulaşır.

İneğin yaşı yükseldikçe, yani inek yaşlandıkça sütte protein oranı düşer.

Vücut kondisyonu laktasyon evresine uygun olmalıdır.  Çok şişman ve çok zayıf ineklerde protein oranı düşer.
Sütte protein oranını etkileyen en önemli konu beslemedir.  Öncelikle rasyondaki protein oranı ve kalitesinin etkisinin çok büyük olduğunu bilmemiz gerekir.

Rasyonda protein eksikse ya da proteinin bir kısmı üre ile karşılanıyorsa sütteki protein oransal olarak düşüktür.

Hayvanın kuru madde ve enerji alımı düşükse (NEB) protein oranı da düşer.
Hava koşulları protein oranına doğrudan etki eder.  Kışın protein oranı yüksek, yazın düşük olur.  Sıcaklık stresi protein oranını belirgin bir şekilde düşürür.

Sütte protein düşüklüğü saptandığında, belli iyileştirmeler yapılsa bile, bu düzeltmelerin sonucu 3-6 hafta ve hatta daha uzun zamanda alınır.

Süt proteininin asıl ve en önemli kaynağı işkembedeki yararlı bakterilerdir.  Yararlı bakterilerin canlıları kadar ölüleri de yararlıdır.  Ölmüş yararlı bakterilerin aminoasit içerikleri ile sütün aminoasit içeriği aynıdır.  İşkembenin doğru çalışması, yararlı bakterilerin çok sayıda ve dengeli olması süt proteininde pozitif yönde etki yapar.

Tabii; tersi de geçerlidir.  İşkembe faaliyetleri aksamış, yararlı bakteri sayısı azalmış ve dengesi bozulmuş ise sütte protein oranı düşer.

Yemleme yönetimi ve özellikle kuru madde alımı hayvanlar için önemli bir besleme konusu olup, süt proteinine de olumlu veya olumsuz yönde tesir eder.

Yemleme ve kuru madde alımında rasyonun kuru madde içeriği çok etkindir.  Yüzde 50 kuru maddeli toplam rasyon ineklerin severek tükettiği bir rasyondur.  Kalitesiz ve yüksek oranda rasyonda bulunan selüloz miktarı süt proteinini düşürür.

Sütte protein oranına tek başına bakmak ve protein oranını tek başına ele alarak değerlendirmek doğru değildir.
Protein ve yağ oranını birlikte değerlendirmek gerekir.  Bunların aralarındaki oran da, ırka göre, bize bilgiler verecektir.

Protein / yağ oranı yüzde 75’den yüksek olmalıdır.  Eğer yağ yüksek, protein düşük ise örneğin; protein – yağ oranı yüzde 55 ise; bir ketosis vakası ile karşı karşıya olduğumuz ortaya çıkar.

Sütte protein oranı hayvanın sağlığı ile doğrudan ilişkilidir.  İşkembe sağlığından ve ketosis’ten söz ettik.  Subklinik (gizli) mastitis olaylarında ise sütteki ölü akyuvarların artmış olması, yani somatik hücre artışı, yanlış bir biçimde, süt proteinini yüksekmiş gibi gösterebilir.

Süt proteini oranındaki düşüklükleri nasıl önleyebiliriz?

Tabii ki; öncelikle bu konunun ırk ve soy ile ilgili olduğunu tekrar hatırlatalım.  Çok süt verimine sahip Holstein ırkında; katalogdan kızlarına yüksek protein oranı aktaran boğaları seçerek sütte proteini yükseltme şansımız olabilir.

Eğer tank sütünde protein ve yağ oranını yükseltmek istiyorsak bir miktar Jersey ırkı inek bulundurarak onların sütünü de aynı tanka dökerek bunu sağlayabiliriz.

İneklerin kuru döneminin önemini bilmeliyiz.  Doğum öncesi aşırı şişman olan, doğum sonrasında ise aşırı ve hızlı bir şekilde zayıflayan ineklerin sütlerinde süt proteini düşük olur.

İşkembeyi sağlıklı tutmak için gerekli destekler, yemliğin dolu tutulması, yemlikteki yemin ve dışkıların gözlenmesi genel sağlık için olduğu gibi, sütteki protein oranını yüksek tutmak için de büyük önem taşır.

Sıcaklık stresi ile mücadele zaten tüm sağlık koşulları için gereklidir.  Bu arada protein oranının düşmemesi için de duvarsız barınaklar, duşlar ve fanlar, gölgelikler yapılması şarttır.

Sütte yağ ve protein tayini için numunelerin doğru şekilde alınması, soğutma ve nakliye konularındaki mekanik etkilere dikkat edilmesi gereklidir.

Köşe yazısını görüntülemek için tıklayınız.

“Buzağıların Sinirsel Hastalıkları” (14 – 20 Eylül 2018) yazısını görüntülemek için tıklayınız

“Çene Altında Şişlik” (28 Eylül – 04 Ekim 2018) yazısını görüntülemek için tıklayınız

“İzmineraller” (24 – 30 Ağustos 2018) yazısını görüntülemek için tıklayınız

“Buzağı Sağlığı ile İlgili Sektörler ” (31 Ağustos – 06 Eylül 2018) yazısını görüntülemek için tıklayınız

“Süt Yem Fiyat Sarmalı” (17 – 23 Ağustos 2018) yazısını görüntülemek için tıklayınız

“Sığırların John Hastalığı (Paratüberküloz)” (21 – 27 Eylül 2018) yazısını görüntülemek için tıklayınız

“Şarbon” (07 – 13 Eylül 2018) yazısını görüntülemek için tıklayınız

Yeni sezonda sahaya inen Ata Fen A.Ş. futbol takımı, sporun bir centilmenlik aracı olduğunu futbol severlere tekrar hatırlattı. Yetenekli ayaklarla sonuca gitmeye çalışan başarılı ekip, performansı ile başarıya ulaştı. Takımın özellikle orta sahadaki organizasyon becerisi ve savunmadaki hırsı gözlerden kaçmadı. Şirket içi ekip ruhunu sahalarda da gösteren takım oyuncuları, AtaFen A.Ş. organizasyon kültürünü bir kez daha pekiştirmeyi başardı.

Ata Fen yeni bir aşı projesinin başlangıç toplantısını şirket merkezinde gerçekleştirdi.

TAGEM projesi olarak onaylanan Koyun pseudotüberkülozu, Kazeöz Lenfadenitis, yetiştiriciler arasında ise çıban, cırtlak, çatlak olarak bilinen apse hastalığına karşı aşının ticari olarak yapılması konusundaki ilk toplantıya İzmir, Aydın, Manisa Tarım ve Orman Bakanlığı İl Müdürlüklerinden, TAGEM’den, Bornova Veteriner Kontrol Araştırma Enstitüsünden yetkililer katıldılar.

Toplantıda ayrıca İzmir Veteriner Hekimler Odası Başkanı Gökhan Özdemir, Bandırma Koyunculuk Araştırma Enstititüsü Müdürü Dr. Deniz Soysal ile Veteriner Hekimi Cemal Dayanıklı, Garanti Bankası yetkilileri, De Laval firması yetkilileri, Aydın ve Manisa Koyun, Keçi Birliği Yönetim Kurulu üyeleri de hazır bulundular.

Tahir S. Yavuz açılış konuşmasında “Hoş geldiniz” diyerek, katılanlara teşekkür etti. Yavuz; “fakültede okurken adını bilmediğimiz ikinci bir mikroorganizmanın koyunlarda apse oluşumundaki rolünü Prof. Dr. Serdar Diker sayesinde öğrendik. Bu aşıyı otovaksin, yani özaşı olarak yaptık. Şimdi de ticari aşı olarak geliştireceğiz” dedi.

Toplantı daha sonra Ahmet Gedik, Dr. Mestan Özyer ve Prof. Dr. Serdar Diker’in teknik sunumlarıyla devam etti. Prof. Dr. Diker bu çift etkenli Kazeöz Lenfadenitis aşısının Dünya da tek olduğunu bildirdi.

Otovaksini (Özaşıyı) kullanan Bandırma Koyunculuk Araştırma Enstitüsü yetkilileri aşıyı uygulamadan önce sürüde yayılım oranı %40 olan hastalığın, aşıdan sonra yayılım oranının %1.5’a gerilediğini, koyun ve koçlarının damızlık değerlerinin arttığını belirttiler.

Katılımcılar aşının ticari olarak biran önce piyasaya verilmesini dört gözle beklediklerini, bu çift etkenli aşının ülkemize ve sektöre çok büyük yararlar sağlayacağını ifade ettiler.

4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü

Top listesinde 25. sırada,
JPI değeri ile ön planda +157,
Verim güvenilirliği %94,
Uzun verimlilik ömrü 3.5,
Düşük Somatik hücre sayısı +2.96,
Kızlarının verim ortalaması
Süt: 9654kg – Yağ: 4.9% 473kg – Protein: 3.7% 354kg,
Yüksek Protein: +41, Yüksek Yağ: +55,
Robot sağımına uygun,
Yüksek oranda yemden yararlanma,
Süt bileşenleri veriminde dengeli.

Hayvanların çene altında şişlik (ödem = su toplanması) bir hastalık değil, belirtidir. Bu belirtinin ortaya çıkması ile birçok hastalıktan şüphe edilebilir.

Çene altındaki şişliğin ana sebepleri kansızlık, aşırı zayıflık, protein eksikliği, aminoasit alımındaki sorunlar, vitamin, mineral eksiklikleri olabilir.

Fakat, bunların arkasında neler olduğunu araştırmamız gerekir.

Çene altında ödeme sebep olan, aşırı zayıflamaya, protein eksikliğine, kansızlığa yol açan en önemli hastalık Kelebek (fasciola) istilasıdır. Ayrıca; yuvarlak kurtlardan kan ile beslenen ve mideye (abomasum) yerleşen Haemonchus contortus paraziti de çene altı ödemine yol açar.

Uzun süren ishaller ve koksidiyoz sonucunda da çene altı ödemi göze çarpar.

Paratüberküloz (John Hastalığı) uzun süren ishal ile ortaya çıktığından aşırı zayıflama, kansızlık ve çene altı ödemi birlikte gelişir.

B12 vitamini, kobalt, bakır eksikliklerine sebep olan durumlar kansızlığa, dolayısıyla çene altı ödemine yol açar.

Bu vitamin ve minerallerin alımı veya emilimi ile ilgili problemler olup olmadığı gözden geçirilmelidir.

Anemi (kansızlık) gözden (konjunktiva) anlaşılacağı gibi, kan sayımı ile de daha doğru teşhis konulabilir.

Aşırı zayıflama ileri safhalarda ölüm ile sonuçlanabilir.

Mavi Dil hastalığında, koyun pseudotüberkülozunda çene altı şişlikleri görülse de, diğer belirtilerle birlikte değerlendirmek suretiyle, doğru tanıya gidilebilir.

Hayvanı zayıflatan her türlü süreğen hastalık çene altı ödemine yol açabilir.

Çene altında su toplanması tam anlamıyla bir alarmdır. Meralarda bulunan hayvanların meradan doğan riskleri doğru olarak bilinmelidir. İshallerde her zaman kullanılıp daha önce sonuç alınmış ilaçlardan sonuç alınamıyorsa, doğru teşhise yönelik olarak çaba sarfedilmelidir.

Paratüberküloz gözardı edilmemelidir.

Doğum öncesi ve doğum sonrası dönemlerde veya ilkbahar, sonbaharda düzenli antiparaziter (antelmentik) ilaçlar kullanılmalıdır.

Coccidiosis (Koksidiyoz) stresli ortamlarda, özellikle kalabalık barınaklarda hızla yayılır. Hastaların sağlıklılardan ayrılması, iyi gözlem, erken ve doğru müdahale ile koksidiyoz problemleri çözülebilir.

Asıl etken ile mücadele edilirken, kan yapıcılar, B12 vitamini, demir, kobalt ve bakır ile desteklerden önemli yararlar elde edilir.

İç parazit mücadelesinde sıklıkla kullanılan ilaçların direnç geliştirebilecekleri düşüncesiyle, bazen antelmentikleri (antiparaziter ilaçları) değiştirerek kullanmak gerekebilir.

Çene altı ödemlerine geniş açıdan ve tüm belirtiler ile birlikte bakmak şarttır.

Tahir S.Yavuz 28 Mayıs 2018 tarihinde Bereket Hayvancılık TV’de yayınlanan “Hayvan ve Sağlık” programında “Süt Sığırcılığında Besleme ve Besleme Hataları” hakkında görüşlerini bildirdi.

Programın ilk bölümünde kendisine daha önce gelen ve herkesi ilgilendirebilecek soruları ekranda yanıtlayan Yavuz, diğer bölümlerde ise; yemleme yönetimi, asidoz, sıcaklık stresi gibi konulara değinerek, çözüm önerilerini anlattı.

Ata Fen A.Ş 1 Mayıs 2018 tarihinde Polatlı’da besicilik semineri düzenledi.

Besicilere bilgi veren Tahir S.Yavuz  besi danalarında çok  görülen asidoz, ayak hastalıkları ve solunum yolu enfeksiyonları üzerinde durdu.

Besicilikle ilgili temel bilgiler aktaran Yavuz, ayrıca diğer hastalıklar ve koruyucu hekimlik yönünden de açıklamalarda bulundu.

Toplantıya besicilerle birlikte Polatlı Kırmızı Et Ürünleri Tarımsal Üreticileri Birliği Başkanı Yavuz Eker ve organizasyona destek veren Veteriner Hekim Halis Akman da katıldılar.

Besicilerle yapılan toplantı soru-cevap bölümü ve öğle yemeğinin ardından sona erdi.

ABD’de,  Wiskonsin Eyaletinin başkenti Madison’da her yıl 4-8 Ekim tarihlerinde gerçekleştirilen Dünya Süt Sığırcılığı Fuarına katıldık.  Dünyanın en büyük ihtisas fuarı olan WDE (World Dairy Expo) da yenilikleri, gelişmeleri izlemenin yanı sıra sütçü ırklardan her birinin yarışmalarını da izleme fırsatı bulduk.

WDE bir tarım fuarı, ya da bir hayvancılık fuarı değil.  Süt Sığırcılığı Fuarı.  Tam bir ihtisas fuarı. Et sığırcılığı ile ilgili ihtisas fuarı da Kolorado Eyaletinin başkenti Denver’da her yıl Ocak ayının son haftasında gerçekleştiriliyor.  Geniş kapsamlı Tarım Fuarı ise Kaliforniya’nın Tulare şehrinde her yıl Şubat ayında kuruluyor.  Görüldüğü gibi ihtisas fuarları gibi, ihtisas eyaletleri de var.

Bu yıl WDE (Dünya Süt Sığırcılığı Fuarı) nın ellinci defa toplandığı yıldı.  Fuara ayrı bir anlam katan ellinci yılda dünyanın ve ABD’nin her yerinden katılımcılar, ziyaretçiler fuarı doldurmuştu.

Fuar etkinlikleri kapsamında,  ayrıca ülkemizde sperması satılan boğaların ABD’de doğmuş olan kızlarını çiftliklerde izleme fırsatı bulduk.  Boğaların isimleri ile etiketlenmiş inekleri tek tek inceleyenlerin yakın ilgisi, özellikle sütçülük özellikleri, meme yapısı, ayak yapısı, memelerin vücuda oturması, sağrı genişliği, göğüs genişliği, endam gibi fiziksel konularda yaptıkları detaylı incelemeler şaşırtıcı derecedeydi.  Dakikalarca bir ineğin üzerinde çalışan, boğaların kızlarına aktardıkları özellikleri doğrudan doğruya izleyen ziyaretçilerin ciddiyetleri çok dikkat çekiciydi.

Bu arada süt sığırcılığı işletmelerinin sağım, gübre değerlendirme ve  serinletme sistemleri yerinde incelendi.  Çiftlik sahiplerinden ayrıntılı bilgi alma olanağı oldu.

İlerleme ve gelişmelerle yetinmeyen, sürekli daha iyisini arayan bir ABD hayvancılığı ile karşılaştık.  Bu yılın en çok ilerleme ve yaygınlık gösteren konuları;  serinletme sistemlerindeki gelişmeler, “boya ve tohumla” sisteminin gelişmesi, lohusa takip programlarının yaygınlaşması ve süresinin uzaması olarak gördük.

Kullanılan spermadan, yem hammaddelerine, çiftlikteki en ayrıntılı konulara özen göstererek verimi arttırmaya çalışmaları örnek alınması gereken durumlardı.

Fuarda altı önemli sütçü inek ırkı bulunuyor.    Sütçü Shorthorn, Guernsey, Jersey, Brown Swiss, Ayrshire, Holstein.  Bu ırklar ile ilgili olarak çeşitli yaş ve laktasyon dönemleri için yapılan yarışmalar büyük ilgi görüyor.  Gerek jüri heyetinin, gerekse izleyicilerin gösterdikleri ilgi ve ciddiyet kayda değer.  Hayvanların barındırıldıkları, hazırlandıkları, yarışma ve Show için süslendikleri, orada bulundukları süre içinde sağıldıkları yerleri de ziyaret ettik.  Olaya verilen önem gerçekten dikkat çekici.

Fuarda farklılık gösteren önemli konulardan biri de eğitim.  Süt sığırcılığında sürü yönetimi, suni tohumlama, yemleme yönetimi gibi konularda kısa ve uzun süreli,  özel kursların çok sayıda standları bulunmaktaydı.  Haftalık, 2 haftalık, aylık kurslar ile yem hazırlama, kızgınlık takip teknikleri,  çalışanlarla ilişkilerinin yönetilmesi, kayıt tutulması ve değerlendirilmesi ile ilgili konularda kurs veren, reklam yapan, kursiyer kaydeden standlar eğitimin, yeniliklerin takip edilmesinin önemini gösteriyordu.

Daha önce defalarca katıldığım fuarı ilk kez katılıyormuş gibi yine ilgiyle izledim.  Bu tip ihtisas fuarlarının izlenmesi gerektiği kanaatindeyim.  Dünyadaki gelişmeleri izlemek ve transfer ederek yararımıza kullanmak zorundayız.